TÜRKİYE GENELİ

KORONA VİRÜS VERİLERİ

VAKA: 0
AKTİF VAKA: 0
ÖLÜM: 0
İYİLEŞME: 0

TÜRKİYE VE DÜNYA ÜZERİNDE KORONA VİRÜS VERİLERİ İÇİN

Ana Sayfa Yazarlar 9.02.2021 96 Görüntüleme
GÜNAYDIN GÜNAYDIN GÜNAYDIN…

GÜNAYDIN GÜNAYDIN GÜNAYDIN…

Ahmet ÖZDEMİR
Çiçekler, güzelliğin simgesi. Kalbin aynası, umudun, sevincin yansıması. Burcu burcu, rengârenk bin bir anının çağrısı. Bizler çiçeklerin içbeninde olası yaşadığı acıları sıkıntıları, türlü problemleri bilmeyiz. Yaşamını sürdürebilmesi için çevresinde biten kötü otlara karşı nasıl uğraş verdiğini göremeyiz. Onları hoşlukların, sevginin, neşenin kaynağı, aşklarımızın sevdalarımızın yoldaşı, tamamlayıcısı olarak görürüz, biliriz. Onlar gören bir göz görmekle mutlu, biz onların varlığı ile mutlu. Zevk, haz sarmalında mest oluruz. Karşılarında Yaşama arzusu ille dolup taşarız.
Evlere kapandığımız, dış dünyayı pencere camının gerisinden görebildiğimiz bu günlerde baharın gelmesini, baharıda açacak çiçeklerin özlemini çekiyoruz. O çiçekler ki, Gertrude S. Wister’ın yazdığı gibi kalbimizde kendi büyüklüklerinden çok daha fazla yer kaplamaktalar.
Ah! O çiçekler ki, ruhumuza güzellik diye fısıldıyor. Solması bile nostaljinin kapılarını açıyor, bin bir anıyı çağrıştırıyor, gelişiyle coşan gönlümüzü hüzünlendiriyor. “Bana sabah güneş yükselirken kokulu çiçeklerin olduğu bir bahçe verin ve orada yürüyebileyim” diyen Walt Whitman’e hak vermeyen var mı. Dizinde dermanı olanlar içinde.
Çiçekleri seyrederken Aşık Veysel’in sesinden çiçekler türküsünü duyumsarsınız. Çiğdem, lale, nevruz, sümbül dile ve tele gelip kendi hallerini anlatır, yarışırlar. Diyoruz ki, her doğan günle günaydınlar gibi içimizde yeşeren umut çiçeklerimiz hiç solmasın.
Günaydın, günaydın, günaydın…
Birkaç haftadan beri tiryakisi olduğum dilek: Esprilerin tebessümü ile günaydın ve de günaydınlara çağrı. Facebook ve İnstagram’dan bir arkadaşım var: Didem Tetik. Geçmişi uzun yıllara dayanan yakın bulduğum sevip saydığım bir ailenin mensubu. Benim pek çok programımda ortağım olan bir çoğunuzun tanıdığı Mualla Tetik’in kuzeni. Günaydın dilekleri ondan geliyor. Yalnız bana değil, tüm arkadaşlarına, tüm insanlara. Uykusuz gecelerin sabahında asık yüzlü, bitkin bedenli bir yaşlı adam olarak bilgisayarımı açtığımda, birbirinden anlamlı resimler eşliğinde mesajını okuyorum: “Günaydın, günaydın, günaydın!” Eğer demezseniz ceza da kesiyor. Suratımın hatları yumuşuyor, tebessüm ediyorum.
Hemen aklıma Vecdi Bingöl’in şiiri ve Saadettin Kaynak’ın bestesi geliyor, içimden mırıldanıyorum. Ah ne olurdu sesim güzel olsaydı da bu şarkı ile eşimi bir gün olsun uyandırabilseydim.
“Yüzün güllerden ince /Sesin bülbülden tatlı / Gülüşün gonca gonca / Neşen altın kanatlı //Günaydın sevgiliye günaydın / Gönül aydın gün aydın / Dalında biteviye / Şakıyan ben olaydım
Açarken şen duygular / İçimin bahçesinde / Gülümsüyor arzular / Şarkımın nağmesinde //Günaydın sevgiliye günaydın / Gönül aydın gün aydın / Dalında biteviye Şakıyan ben olaydım…”
Bir şarkı daha var ki, ruhumun derinliklerinden duygu duygu süzülüp Melihat Gülses’in sesiyle gönül telimi kadife gibi okşuyor:
“Günaydınım, Nar Çiçeğim Sevdiğim…”
Oldum olası şarkı kadar öyküsü de beni duygulandırdı. Empati seline kaptırdı. Özetleyeyim:
Şiir bir Hint efsanesi olan Anarkali’den esin almış:
Anarkali, halktan bir gence aşık olan Hint prensesidir.. Anarkali’nin babasının askerleri, bu iki genci yakalar… Ve güzel prensesi, diri diri duvara gömerler. Prensesin gömüldüğü yerde, baharda nar çiçekleri açmaya başlar.
Zaten Hint dilinde de “Anarkali”, nar çiçeği demektir.
Bu efsane, Türkçe kaynakların aksine yabancı kaynaklarda farklı aktarılmış. Ortak oldukları nokta Anarkali’nin diri diri duvara gömülmüş olması.
Başka bir anlatıya göre, daha sonradan Jahangir İmparatoru olan Mugar Prensi Salim, genç bir prensken Anarkali isimli bir kıza âşık olmuş. Kız dansçı ve asil bir kandan doğmamış. Bu aşk Prensin babası olan Mugar İmparatoru Akbar tarafından yasaklanmış. Anarkali İmparator Akbar’ın emriyle, çarşının içerisindeki bir duvara canlı canlı gömülmüş. Onun güzelliğini anlatmak için Anarkali ismi ona bağışlanmış.
Bu efsanenin çiçeği, Fevzi Halıcı’nın ünlü şiirine kaynak, Cinuçen Tanrıkorur’un da udunun tellerinde hayat bulmuş, Kürdilihicazkar şarkıya dönüşmüş:
GÜNAYDINIM, NAR ÇİÇEĞİM, SEVDİĞİM…
Şavkıması, sana doğru yolların
Sana doğru, denizlerin çağrısı
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim…
Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim?
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar?
Uzak bir özlemde ayak seslerin
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim…
Kırk odanın kırkında da kırk güzel
Kırk aynada çengi çengi bir güzel
Çağlar ötesinde bir avuç nota
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim…
Bu yıldızlar doğan günü çağrışır
Bu gündüzler gözlerini çağrışır
Ya kimlere verdin avuçlarını
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim…
Vurdum tellerine seni, sazımın
Sende anahtarı, alın yazımın
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim…
Sevgili dostlarım ben susayım da bu güzel dileklerin, bu güzel şiirlerin ve şarkıların verdiği ruh dinginliği bozulmasın.

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


İlginizi çekebilir

TABİAT ANA UYANIYOR

TABİAT ANA UYANIYOR

Tema Tasarım |