Ana Sayfa Yazarlar 27.04.2021 8 Görüntüleme

ORTADOĞU VE BİTMEYEN SAVAŞLAR -3-

Haşhaşiler : Ortaçağ’da İslam Dünyası’na kan kusturan, bütün savaşını Müslümanlara karşı yapmış, Abbasi hilafetinin koruyucusu Büyük Selçuklu Devleti’ne yıkıcı darbeler vurmuş, dışa kapalı çok gizli örgütün üyeleridir.
İsmailiye öğretilerini baz alarak, Mısır’da Fatımiler devletini kurup yaşatmıştır, bugün sünni öğretinin merkezi olarak bilinen el Ezher Üniversitesini kurup burada kendi inançları doğrultusunda eğitimler vermiş, 200 yıl kadar varlığını sürdürdükten sonra, Moğol istilalarıyla tarih sahnesinden silinmiş karanlık bir yapıdır.
Haşhaşilerin, en önemli özellikleri devlet adamlarına karşı işledikleri cinayetlerdir..

Türkiye ve Türk vatandaşı 15 Temmuz ihanetini unutmamalıdır, verdiği kayıpları unutmamalıdır, şehitlerini, gazilerini unutmamalıdır. Terörle mücadelede yapılan fedakarlıkları unutmamalıdır.
Bütün bunca yaşanılanın yanında, Türkiye aynı zamanda gelişmeye, kalkınmaya, büyümeye devam etmektedir. Türkiye, güvenlik sorunlarıyla birlikte büyüyebileceğini ispat etmiş bir ülkedir. Aslında yapılanlar Türkiye’nin şahlanışının önüne geçilmesi amacını taşımaktadır, sırf bu yüzdendir ki terör saldırılarının ekonomik saldırılarla desteklenerek Türkiye durdurulmak istenmektedir. Önü kesilmek istenmektedir.

Türkiye hem bölge lideri bir ülke, hemde küresel bir güç olmada bende varım demiştir, 2023 yılı hedeflerine ulaşma kararlılığı içindedir, kimse de Türkiye’nin bu hedeflerine ulaşmasına engel olamayacaktır.

Türkiye, ne Irak’a, ne Libya’ya, ne Mısır’a, nede Suriye’ye benzer, bu ülkelerde her türlü kaos ortamı yaratılarak liderleri kendi halkına boğ durulmuştur, hala bir düzene bu ülkeler oturtulmamışlardır.
Bu ülke halkları kendi başlarına ördükleri bu çoraptan dolayı hem perişan olmuşlardır, hemde çok pişman olmuşlardır.
Emperyalist güçlerle işbirliği onlara sadece açlık, yokluk, sefalet, mültecilik, kölelik, ölüm, kan ve göz yaşı getirmiştir.

Türkiye’ye yapılan her baskılama ve tehdit bunu yapanlara çok ağır bedellerle mutlaka geri döner, Türkiye üç terör örgütüne karşı mücadele eden tek NATO üyesi ülkedir; DHKP-C’le, DEAŞ’la, PKK’yla, onun uzantısı olan YPG-PYD gibi örgütlerle ve FETÖ’yle mücadele kararlı bir şekilde devam etmektedir.

Türkiye’de, bölücü terör örgütü PKK’ya, gerekse Suriye topraklarında PYD-YPG gibi terör örgütlerine karşı verilen mücadele, asla ve kata Kürt vatandaşlarına ya da Suriye’deki, Irak’taki, başka yerlerdeki Kürt kardeşlere dönük bir mücadele asla değildir. Tamamen ırkı, mezhebi ve inancı ne olursa olsun, terör örgütlerine ve bunların mensuplarına yöneliktir, burada aslı olan Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü korumak ve Türkiye’de yaşayan 80 milyon insanın can ve mal güvenliğinin korunması amaçlıdır.

24 Ağustos tarihinde Türkiye’nin milli imkan ve kabiliyetleriyle başlatılan bu operasyonun amacı, öncelikle Türkiye’nin sınır bölgelerini başta olmak üzere Suriye’nin bu bölgesindeki, yani Azez-Cerablus hattı ve güneyine doğru inen bölgede yuvalanan bütün terör unsurlarının buradan temizlenmesidir. Türkiye, DEAŞ başta olmak üzere PYD, YPG gibi bütün terör örgütlerine karşı burada yoğun bir mücadele vermektedir.

Suriye’de şuan itibariyle, yaklaşık 1900 kilometrekarelik alan da DEAŞ terör örgütünden tamamen temizlenmiş ve mücavir sınır bölgeleri güven altına alındığı bilgisi bizlere kadar ulaşmıştır.

Tabii burada Türk Silahlı Kuvvetlerinin vermiş olduğu kahramanca mücadeleyi de takdir etmeden geçmemek gerekir, kayıplar oluyor, olacaktır, ama her bir birey için kazanılan gelecektir.

Bu katil, cani, eli kanlı terör örgütlerine karşı her alanda Türkiye’nin mücadelesi tam bir kararlılıkla devam edecektir.
Türk güvenlik birimleri, askeriyle, polisiyle, jandarmasıyla, korucusuyla, DEAŞ, bölücü terör örgütü ve diğer örgütlere karşı gece, gündüz demeden omuz omuza büyük bir fedakarlıkla, özveriyle bu mücadeleyi devam ettirmektedirler.
Türk Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı bizzat sahaya inerek, yerinde teftişler yaparak, kuvvetleri kontrol ederek hem moral, hem motivasyon sağlamakta, hem de bu operasyonların sevk ve idaresini yapmaktadır.

Türkiye’nin El-Bab çevresinde yürüttüğü Fırat Kalkanı Harekatının gelinen son aşamasında, DEAŞ’la mücadele konusunda Türkiye’ye birtakım eleştiriler getiren çevrelerin Azez-Cerablus hattı, Dabık ve sonra da El-Bab noktasında yürütülen operasyonlara gerekli desteği koalisyon güçlerinin vermemesi elbette kabul edilemez.
Türkiye bu konuda tabi ki uluslararası koalisyonla da koordinasyonlarını devam ettirmektedir.
Fakat bir takım bahanelere sığınılarak Türkiye’nin yaptığı operasyonlara koalisyon güçlerince destek verilmese de Türkiye başının çaresine bakacaktır.
Hava şartlarının da, saha şartlarının da zorlukları dikkate alınmak suretiyle Türk Silahlı Kuvvetleri bu operasyonu Hür Suriye Ordusuna verdiği destekle kararlı bir şekilde yürütmeye tek başına da olsa devam edecektir.

Türkiye’nin Irak konusuna bakış açısına da kısaca temas edecek olursak, bildiğiniz gibi Musul operasyonu devam ediyor, fakat özellikle şehrin içinde DEAŞ terör örgütünün yoğun silahlanması ve depo lamalarından, mayın lamalarından dolayı burada operasyon biraz yavaşlamış gibi görünüyor. Türkiye, Irak Hükumetiyle, yetkilileri ile yürüttüğü temaslar çerçevesinde bu operasyona destek verdiğini zaten ifade etmiştir.

Türkiye, öncesi de bilindiği gibi Başika Kampında eğittiği Ninova gönüllüleri olarak bilinen, takriben 5 bin kişilik bir grup, bunların içinde Peşmergeler de var, bu operasyonlara zaten fiilen şu anda katılmaktalar.

Türkiye Telafer konusunda, Telafer Telaferlilerindir diyerek, buraya dışarıdan başka grupların girmesi sadece ve sadece yeni çatışmaların, yıkımların tohumlarını atacaktır görüşündedir. Bu konuda Iraklı yetkililerin de, diğer grupların da büyük bir dikkat içerisinde olması gerekmektedir. Özellikle Telafer’in kurtarılması ve daha sonra yönetilmesi noktasında Şii ve Sünni Türkmenlerden oluşan bir gücün oluşturulmasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor. Türkiye bu çalışmaları titizlikle takip etmektedir.

Sincar’da, bilindiği gibi Musul operasyonunun bir anlamda 3’üncü halkasıdır. PKK’nın oradaki Yezidileri bahane göstererek oraya konuşlanma çabalarının olduğunu Türkiye dikkatle takip etmektedir. Türkiye’nin daha önceleri de ifade ettiği gibi bu tür oldu bittilere asla izin vermeyecektir, Türkiye’nin, Sincar’ın bir ikinci Kandil olmasına müsamaha göstermesi söz konusu bile değildir.

Bu bağlamda Türkiye’nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetim Başbakanı Neçirvan Barzani’nin yaptığı açıklamaları desteklediği görülmektedir. PKK’nın oradaki varlığı hem Türkiye açısından, hem Irak’ın geleceği açısından büyük bir tehdittir ve buna karşı da mücadele ortak bir şekilde kararlılıkla devam edecektir.

Ayrıca Türkiye Münbiç konusunda da gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bilindiği gibi Türkiye PYD/YPG’nin bütün unsurlarının Münbiç’ten çıkması ve Fırat’ın doğusuna çekilmesi konusunda Amerikalılarla bir mutabakata varmıştı. Türkiye bunun uygulaması konusunda zaman zaman gecikmelerin olduğunu görüyor, bunu gördüğü andan itibaren de gerekli uyarıları yapıyor. Amerikalı yetkililerin PYD/YPG unsurları Münbiç’ten tamamen çekildi, şeklindeki açıklamalarına her zaman Türkiye ihtiyatla yaklaşmaktadır. Türkiye kendisinin doğrulamadığı hiçbir bilgi akışına artık itibar etmemektedir.

Türkiye, ayrıca FETÖ terör örgütüne karşı mücadelesinde de yoğun bir şekilde devam ediyor. Bununla ilgili soruşturma dosyaları belli bir noktaya geldi ve ilk duruşmalar da görülmeye başladı. Türkiye yasa dışı yola sapmış her terör örgütüne karşı aldığı yasal tavır gibi, DHKP-C bölücü terör örgütü, DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı nasıl mücadele veriyorsa, Türkiye tam bir milli seferberlik ruhuyla FETÖ’ye, onun yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli algı operasyonlarına karşı da mücadelesi kararlı bir şekilde devam etmektedir.
Bu giderek küresel bir ihanet şebekesi haline gelen FETÖ’nün imkanlarının, kabiliyetlerinin kontrol altına alınması, Türkiye’ye ve bölge insanına zarar vermesinin önlenmesi için çalışmalar yoğun bir şekilde devam edeceği görülmektedir.

Rakka konusuna geldiğimizde bilindiği gibi, Rakka, DEAŞ’ın Suriye’deki en önemli üssü konumundaydı. Amerikalılarla yine Türkiye’nin yaptığı yoğun temaslar neticesinde Rakka operasyonunun izolasyon, yani tecrit aşamasının Suriye Demokratik Güçleri adı verilen birim tarafından yapılması, ama şehre girilme aşamasına, yani ikinci aşamaya gelindiği zaman da, bunun Hür Suriye Ordusu ve diğer yerel güçlerle koordineli bir şekilde yapılması konusunda mutabık kalınmıştı. Fakat her zaman ki gibi kaypak davranıldı.

Türkiye’nin Rakka konusunda görüşü, bir terör örgütüyle (PYD/YPG) bir başka terör örgütünü (DEAŞ) bertaraf edemezsiniz. Bu sadece tutarsızlık değil, o terör örgütlerine dolaylı olarak yardım ve yataklık yapmak anlamına gelir görüşüdür. Zaten ABD her türlü yardımı bu terör örgütlerine herkesin gözünün içine baka, baka yapmaktadır.

Sonuç olarak, Suriye’de devam eden modern dönemin en kanlı savaşını artık bir şekilde durdurmak zorunluluğu vardır. Savaşın bitirilmesi konusunda herkes, bütün ülkeler üzerine düşeni yerine getirmek zorundalar.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

41