TÜRKİYE GENELİ

KORONA VİRÜS VERİLERİ

VAKA: 0
AKTİF VAKA: 0
ÖLÜM: 0
İYİLEŞME: 0

TÜRKİYE VE DÜNYA ÜZERİNDE KORONA VİRÜS VERİLERİ İÇİN

Ana Sayfa Yazarlar 1.02.2019 159 Görüntüleme
UMMAN İÇİNDE İHLÂSÎCE ŞİİRLER

UMMAN İÇİNDE İHLÂSÎCE ŞİİRLER

Ahmet ÖZDEMİR
Sanırım 2014 yılıydı. İhlâsî’nin “Meyri” ve “Eyvallah” adlı kitapları için tanıtım yazısı yazmıştım. 2017 yılında tanıttığım kitabı, Dr. Öğretim Üyesi Doğan Kaya hazırlamıştı: ““Tür ve Şekil Penceresinden İhlasi’nin Şiirleri” adını taşıyordu.
İhlâsî mahlasıyla şiirler yazan Bekir Akbulut kimdir?

1966’da Kangal’ın Yeşilkale köyünde doğdu. Yedi kardeşi vardı. Çocukluğu zorluklar içinde geçti. 1994 yılında İstanbul’a geldi. İnşaat sektöründe en alt kademeden başladı. Halen müteahhitlik yapmakta. Üç bini aşkın kitaptan oluşan kütüphanesi bulunuyor. Okuyan, araştıran bir kişi.
İhlasî, şiir yazmaya on bir yaşında başladı. Gül dikenli ozanlık yolunun ilk durağı Kerem ile Aslı hikayesi oldu. Daha sonra Ercişli, Emrah, Erzurumlu Emrah, Ruhsatî, Şenlik, Sümmanî, Mevlüt İhsanî, Reyhanî örneği duraklarda pişti. Yetişti. Kendi yolunu buldu. Tekniği, muhtevası sağlam ve örnek teşkil edecek emin ve kararlı adımlarla özgün rotasında yol sürüyor.

Saza ve irticalle rağbet etmedi. Doğan Kaya tarafından “İhlasî” mahlası verildi. Hakkında hazırlanan “Meyri” ve “Eyvallah” adlarını taşıyan iki kitapta şiirleri de yer aldı. Daha sonra şiirlerine ilişkin yayınlanan “Tür ve Şekil Penceresinden İhlasi’nin Şiirleri” önemli ve örnek bir kitap oldu.

Bekir Akbulut’un son kitabı “Umman İçinde İhlâsîce Şiirler” Prof. Dr. Abdülkadir Kemiksiz’in yaptığı seçkiden oluşmuş. Diyebiliriz ki, sözünü ettiğimiz gül dikenli şiir yolculuğunun ulaştığı menzilin aynası. Kuşku yok ki, bu menzil son değil. Ulaşılacak menzillerin de durum değerlendirmeleri yapılacaktır.
İhlâsî’nin sağlam teknik, şiirsel muhteva ile kararlı, emin adımlarla yolculuğunu sürdürdüğünü belirtmiştim. İhlâsîce Şiirler içinde hemen her edebi türe örnek gösterebileceğimiz şiirler yer alıyor:

“Gönlüm de gül ettim sakladım seni
Gözlerin aklımdan çıkmasın diye
Aklıma düştükçe kokladım seni
Benden başkasına kokmasın diye …”

Bu dörtlük ve şirin diğer dörtlüklerinde güzel bir neden bulma görürsünüz ki, bu “Hüsn-i Talil” dir. Hüsn-i talil herhangi bir olayın meydana gelişini gerçek sebebi dışında güzel ve hayali bir sebebe bağlama sanatına verilen addır.

“Yine bahar gelmiş bizim ellere / Nevruzdur çiğdemdir gülü Kangal’ın ? Özlem duydum bir değil ki Bin kere / Kekik çiçeğinden balı Kangal’ın…” Bu dörtlükte, bahar, nevruz, çiğdem, gül, özlem, kekik, çiçek ve bal… Birbirine uygun, birbiriyle ilişkili sözcüklerin bir arada kullanıldığını görüyoruz. Divan edebiyatında sıkça, halk edebiyatında seyrek başvurulan bir söz sanatının adı tenasüptür.

“Yine bahar geldi, bülbül sesinden / Sada verip seslendi mi yaylalar / Çevre yanın lale sümbül bürümüş / Gelin olup süslendin mi yaylalar…”

Bu dörtlükte kullanılan “bülbül, sada, seslenme”, “bahar, bülbül, lale, sümbül” “gelin olma süslenme” sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduğundan tenasüp sanatı yapılmıştır, diyebiliriz.
Genellikle mısra başlarındaki kelimelerin ilk harflerinin alt alta elif’den ye’ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiire elifname diyoruz. Elifnameler divan ve halk edebiyatımızın ortak ürünleri arasında yer alırlar. Dini-tasavvufi olduğu gibi din dışı konuları da içerebilir.

Allah sevgisiyle harf sembolüne dayanarak yazılan elifnameden sonra insan ömrünü anlatan yaşnamenin verilmesi Allah-Kul bağlamında değerlendirildi. Bir başka anlatımla elifnameye Allah’ın, yaşnameye insanın sembolü diyebiliriz. Geçmişte “elif-lam” veya “ters elifba” terimleriyle karşılandı. İhlâsîce Şiirler arasında Elifname örneğine de rastladım. Şairimiz günümüz alfabesi ile şiirini söyleyip yenilik denemek yerine geleneğe bağlı kalmış. Bir bölümünü aktarıyorum:

“Elif başın yerde gökte
Be n liğinle gel yaz beni
Te sir eder bana nükte
Cim deyince dur ez beni

Ha lim ayan sensin ben de
Dal çağlayıp dolar bende
Ra bbim ile bir beden de
Sin de arayıp çöz beni”

İhlasice Şiirler arasında Müstezat örneğine de rastlıyoruz. Müstezat, gazelin her dizesine kısa bir eklenti yapılmasıyla oluştu. Bu eklentiye “ziyade” adı verildi. Ziyade dize olarak kabul edilmez. Divan edebiyatında genellikle “Mefûlü mefailü mefâîlü feûlün Mefûlü feûlün” kalıbı kullanıldı. 19. yüzyıldan itibaren serbest müstezat hem aruz hem de hecenin çeşitli kalıplarıyla yazılmaya başladı ki, bu tür, Cumhuriyet sonrası serbest şiire geçişi sağladı. İhlâsî müstezatında hece kalıpları 12+5) kullanmış:

“Ah seyret seni bende dönen semahtır
Cemalin mahtır
Yolcuya yolu menzil suçu günahtır
Aldığı ahtır
En güzel varlık sende deme siyahtır
Vekil agâhtır
Ey yıkma gönül Kâbe’dir beytullahtır
Girsen ferahtır
Sanma ki gece bitmez sonu sabahtır
Aşkın mubahtır
Her derde derman verir gizli cerrahdır
İlaç dergâhtır
Sen ne nazar et ne de gel gir bendime
Değme fendime
Der İHLASİ’ besmele Gümrah gümrahdır
İşe siftahdır”

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


Tema Tasarım |